Alp Emeç İçin Sorular Silsilesi

Bugünlerde memleketimiz hukuksuzlukta sınır tanımaz oldu. Demokraside İskandinav ülkeleriyle, ekonomide Avrupayla, bilimde Japonya ile yarışmayı vaat edenler kendilerini insan haklarında ve hukuksuzlukta Kuzey Kore ve Afrika ülkeleriyle yarışırken buldular. Hukuka aykırı gözaltılar, mevzuatlara aykırı ceza ve yaptırımlar, genelge ile koyulan yasalar(!) bitti; sırada atasözü, özlü söz paylaştığı için insanları cezaevlerine doluşturmak kaldı. Şimdi soruyorum size, infaz yasasıyla salıverdiğiniz suçluların yerini ifade hürriyetini kullanan gençleri doldurarak mı kapatmaya çalışıyorsunuz? Sokaklar fetöcü, pkklı ve bilimum terör örgütü mensubuyla dolup taşarken vatanını seven, ülkesini düşünen insanlarla mı dolduracaksınız cezaevlerinin kotasını?

Ortada bir kasıt olduğunu varsaydığımızda konunun ifade hürriyeti açısından ele alınması gerektiğini geçtim, ne bir kastı, ne bir öznesi olan bir cümleyi sebep göstererek yirmi yaşında bir öğrenciyi tutuklamak hangi yasada, hangi kanunda yazıyor? Bu arada yirmi yaşında bir öğrenci diye belirtmeme bakmayın, 50 yaşında bir esnaf, 35 yaşında bir işçi, 40 yaşında bir iş insanı da olsa fark etmez. Eğer Türkiye Cumhuriyeti anayasayla yönetilen bir ülkeyse bu muameleyi hiçbir vatandaşına yapamazsınız. Sizden “Gençtir, hata yapar.” diyerek bir anlayış beklemiyorum. Çünkü ortada ne bir hata ne bir suç var. En değerli zamanlarında ömründen aylar, belki de yıllar çalmayı planladığınız bir gencin bir buçuk dakika boyunca sosyal medya profilinde duran, içinde suç unsuru olmayan bir iletiden başka hiçbir şey yok. Ve az önce belirttiğim gibi anlayış, merhamet göstereceğiniz değil, hukuka riayet etmek zorunda olduğunuz bir durum var. Yirmi yaşındaymış, öğrenciymiş, geçiniz bunları. Bu adam affedilebilecek ufak bir kabahat işleseydi belki sizden merhamet bekleyen olurdu.

Sizlere bir tavsiye vereyim. Siyasi geleceğiniz, rant kapılarınız ve gün geçtikte artan kibriniz için çiğnediğiniz hukuk, harcadığınız hayatlar, parçalamak istediğiniz gururlar, mağdur ettiğiniz insanlar size gelecekte yarar değil zarar getirecek. Yıllar oldu, her gün canını yaktığınız insan sayısı haddini aştı. Böyle giderse sizi rahmetle anan bir tane insan evladı bulamayacaksınız. Halktan kopuk, kendi kendinizi kandırdığınız dünyanızda ölmüş mü, kalmış mı, aç mı, tok mu, mağdur mu olmuş umurunuzda olmayan o gençler sizden korkmayacak, sinmeyecek de. Sadece size duydukları garezi nefrete dönüşecek. Eğer bu ülkede kimseye yararı olmayan nefret tohumları ekmek istiyorsanız buyurun devam edin!

Sorgudayken “İyi Partili misin? Hangi partilisin, şu partide ne yapıyorsun?” diye anlamsız ve mesnetsiz sorular sorarak Alp’e nasıl bir suç isnad etmeyi umut ettiniz? Mevcut soruşturmayla ne ilgisi vardı bu soruların? Eğer yargı, polis partizanlık yapacaksa vatandaşlar kime güvenecek? Ortada bir suç var mı yok mu? Varsa bile bu suç tutuklu yargılama gerektirir mi, gerektirmez mi? Hangi partili olduğu bu soruların hangisinin cevabını değiştiriyorsa söyleyin de bundan sonra atasözü söylemeden önce insanlar pozisyonlarını o şekilde alıversin. Böyle davranarak muhalif partilere katılmaktan korkacağını mı düşünüyorsunuz? Bir mahkemede atasözü yahut özlü söz söylediği için bir gence “Artık akıllanmışsındır.” deyip cezaevine gönderen yargı mensupları yarın bir gün işlemediği bir suç yüzünden kendileri ya da evlatları aynı muameleye maruz kalırsa sığınacak kimse bulamazlar. Ayrıca şimdiden “Oh olsun, iyi olmuş, o da yazmasaymış.” diyecek insanlara -altını çiziyorum trollere değil, insanlara- bir kere olsun ellerini vicdanına koyarak kendilerine şu soruyu sormalarını istiyorum. Yarın sizin çocuğunuz bugünlerde suç sayılmayan bir eylemde bulunup tutuklandığında ne yapmayı planlıyorsunuz? Sizler için bağımsız ve müsbet bir yargıya sahip olmak mı daha kolay yoksa kendi başınıza geldiğinde araya adam sokarak, rüşvetle kendi başınızın çaresine bakmak mı? Yanlış anlamayın o adam kayırmalar, torpiller sizin için geçerli değil, sizin destekledikleriniz için geçerli sadece. O kadar umutlanmayın.

Bakmayın yazdıklarım boyunca muktedirlere, hafiyelere, taş kalplilere soru sorduğuma, benim muhatabım onlar değil. Kaldı ki onlar beni ne işitir ne de söylediklerime kulak verir. Ben Atatürk Türkiye’sinin vicdanlı yurttaşlarına sesleniyorum. Sürekli şiddetini arttıran bu hukuksuzlara karşı yasalarımızı ve insan haklarını savunmak zorundayız. Klişe olacak belki ama bunun partisi, görüşü, ideolojisi yok. Ben bağımsız, hür bir Türkçü olarak bugün Silivri’de dördüncü gününü geçiren Alp Emeç değil de Deniz Devrim isimli bir adam da olsa aynı şeyleri söyleyeceğim. Çünkü kavga etmek için bile bir nebze hürriyete ihtiyacımız var. Sarı buzağıyı defalarca teslim ettik. Bir sarı buzağımız daha yok. İsterseniz düşmanınız olsun bugün Alp Emeç’e yapılan muamele yarın sizlere de yapılacağının garantisidir. Haklarından taviz vermek yeni tavizleri beraberinde getirecektir. Hiçbirimiz yarın “gözünün üstünde kaş var” denilerek derdest edilmeyeceğimizden emin değiliz.

Peki konunun en mide bulandırıcı kısmına gelelim. Yani son yılların en moda mesleği olan “hafiyelik, muhbirlik, ispiyonculuk” müessesinin hazımsız emektarlarına. Hiç mi işiniz gücünüz yok, yoksa işiniz gücünüz bu mu? 80 milyonluk ülkede bir buçuk dakika içinde silinen bir tweetin ihbar edilmeden yazarının tutuklanmasına sebebiyet vereceğini sanmıyorum. Belli ki birisi ya da birileri dikkatlice sadece Alp’i takibine almış ve ispiyonlamak için açığını kollamış. Yani günün yirmi dört saatinden tam o bir dakika içinde, seksen milyonu aşkın bir ülkede Alp Emeç’in profilinde gezen yetkililer “Öküz saraya çıkmakla kral olmaz, ama saray ahır olur.” cümlesine denk gelmiş olamazlar değil mi? Sadede gelelim. Bir memlekette insanların komşularına, arkadaşlarına, yolda yürüyen insanlara güvenmediği, birbirinden endişe duyduğu, paranoyak olduğu bir geleceği kim ister? O memleketi seven insan ister mi? İnsan kendi yurttaşını suç işlemediği halde ispiyonlar mı? Distopik bir Türkiye’ye en rahat ancak böyle ulaşılabilir.

Bu insanlara sorulması gereken belki elli belki yüz tane soru vardır ancak ben hepsinin cevabını tek bir soruda alabileceğimi düşünüyorum. İnsan olmanın manasını kavrayabilmiş bireyler ekseriyetle onuru, şerefi, haysiyeti için yaşar. Arkasından diğer mefhumlar gelir. Bu kavramlara o kadar da değer vermeyen bir kısım insanın ilk sırasında “işi gücü, hobileri belki zevki ve keyfi” vardır. Diğer mefhumlar peşinden gelir. Fakat bir insanın hafiyelik yapmak için bu kavramların hepsinden mahrum olması gerekir. Şerefi olan adam zaten muhbirlikle uğraşmaz. E işi gücü olanın da böyle şaklabanlıklara ayıracak vakti yoktur. Zevk ve sefahat için yaşayan kişinin ise parası vardır, önüne atılacak iki tane kemiğe ihtiyacı yoktur. Eğer soracağım soruya gelirsek şunu merak ediyorum: Size bu haysiyetsiz işi yaptıran motivasyon nedir? Benim bildiğim kadarıyla ekonomimiz çok iyi, memleketimiz de adeta bir irfan havuzu. Siz hem şeref, hem meslek hem de ekonomik açıdan bu kadar fakir misiniz gerçekten? Eğer öyleyseniz önünüze bir kemik attığımızda bizim için de böyle soytarılıklar yapar mısınız?

YAZAR

Ahmet Çakmak

EDİTÖR

Zeynep Gökçe Azman

The last comment and 6 other comment(s) need to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.