Bir İngiliz Casusunun
Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi

Mustafa Kemal Atatürk’ün uğradığı suikast girişimlerinden biri olan İzmir suikastı en bilineni olmasına karşın aslında göz ardı edilen başka bir suikast girişimini ve onun arkasındaki beyni ele alacağız. Kaynak olarak sadece dönemin birkaç gazetesinde haberi çıkan bu tarihi olay eğer başarılı olsaydı belki de Türkiye’nin yakın tarihini derinden etkileyecek ve onu değiştirecekti.

Tarihin tozlu sayfalarında yer alan Mustafa Sagir olayı birçoğumuz tarafından görmezden gelinen veya çok bilinmeyen tarihi bir olaydır. Tarihte emperyalizmin maşası olan devletler ve tarihi kişiler değişse bile roller hep aynı kalıyor. Mustafa Sagir sadece burada rolünü icra eden tarihi bir figür olmakla beraber rolleri oynayan kişiler değişip yerine başkaları geçmiş olsa bile tarihin her zaman kendini tekrar ettiğini görüyoruz.

Mustafa Sagir’in hayatına yakından baktığımızda Hintli Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 10 yaşına bastığında Britanya İmparatorluğuna bağlı Hindistan’da özel yetenekli çocukların tabi tutulduğu bir eğitimden geçti. Eğitiminin sonunda Kur’an-ı Kerim üzerine el basarak Britanya İmparatorluğuna sonuna kadar bağlı olacağına dair yemin ederek casusluk faaliyetlerine resmen başladı. Mustafa Sagir dönemin ünlü İngiliz casuslarından olan T.E Lawrence gibi birçok dili konuşabiliyordu. İngilizce, Hintçe, Urduca, Farsça, Türkçe, Almanca ve Arapça bilen Sagir’in konuştuğu dillerden hangi bölgede görev yapacağı belli oluyordu.

Mustafa Sagir 1. Dünya Savaşının başlarında Mısır’a gelerek milliyetçi hareketin arasına sızmaya çalışıp Mısır’daki milliyetçi hareketin başındaki Hasan Kamil’le irtibat kurdu. Sagir burada Arapçasını ilerlettiği gibi Mısır’daki ayrılıkçı düşüncelere sahip kişileri jurnallemişti. Daha sonra İran, Afganistan gibi bölgelerde görev yapan Mustafa Sagir’in 1. Dünya Savaşının bitimiyle beraber yeni görev yeri belli olmuştu. Mondros Mütarekesini uygulamaya başlayan İtilaf Devletleri İstanbul’a ayak bastı. İstanbul’un fiilen işgaliyle beraber İtilaf Devletlerinin birçok casusu Osmanlı’nın kadim başkentinde cirit atmaya başlayacaklardı. Bu casuslardan biri de Mustafa Sagir’di. Kendisini Hint Hilafet Cemiyeti’nin başı olarak tanıtan Sagir, İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı İstihbarat biriminin başındaki meşhur İngiliz Yüzbaşı Bennett tarafından Anadolu’daki Millî Mücadele hareketinin içine sızması talimatını aldı.

İlk olarak İstanbul’daki Millî Mücadele yanlısı örgütlerle irtibat kurdu. Türk Hint Uhuvveti İslam Cemiyeti’ni kurup İstanbul’daki Karakol Cemiyeti’nin ileri gelen üyelerinden bir çevre edindi. Anadolu’ya geçebilmek ve İstanbul’daki Millî Mücadeleye yakın örgütlerin güvenini kazanabilmek için İngilizler Mustafa Sagir’i gözetim altında tutup düzmece olarak hapse attılar. Bu sayede Karakol Örgütü’nün güvenini tamamen kazanan Mustafa Sagir’in Anadolu’ya, milli mücadele hareketinin kalbi olan Ankara’ya geçmesine izin verildi. İngilizler tarafından Sagir’e bu sıralarda çok önemli bir görev verilmişti. Mustafa Sagir’in görevi kısaca Anadolu hareketinin başındaki Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemek ve Paşa’yı öldürmekti. 1920 yılının aralık ayında İnebolu üzerinden Ankara’ya geçen Mustafa Sagir, Karakol Cemiyeti’nin bir üyesi olduğu için Ankara’da büyük bir coşkuyla karşılandı.  Mektuplarını görünmez mürekkeple yazarak İstanbul’a yollayan Sagir, aynı zamanda mektuplarında şifreli bir dil kullanıyordu.

Ankara’da Türk Hint Yardımlaşma Cemiyeti’nin programını okuyan Sagir, Ankara’dayken Mustafa Kemal Paşa’yla doğrudan görüşmenin yollarını aradı. Ankara’da bulunduğu zaman boyunca Mehmet Akif’le dostluk kurdu. Akif; sık sık Mustafa Sagir’e Mısır, Hindistan ve İstanbul’dan gelen çok sayıda mektuptan şüphelenmeye başlamıştı. Bir gün Mehmet Akif, Sagir’in bir mektubun zarfını yırtıp açtığında cümleler arasında ciddi boşluklar olduğunu ve mektuptaki cümlelerin manasız olduğunu gördü. Ankara’da bulunan kimyager Avni Refik Bey’in yaptığı incelemeler sonucu mektuplarda görünmez mürekkep kullanıldığı tespit edildi. Mektupta Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmenin başka yollarını aramaya başladığını, Mustafa Kemal Paşa’nın otomobile veya ata binerken vurulup vurulamayacağını İngilizlere yazdığı mektuplarında iletiyordu. 22 Mart 1921 yılında tutuklanan Mustafa Sagir, 1 Mayıs 1921’de İstiklal Mahkemesi’ndeki son savunmasında Türk vatandaşı olmadığı için hiçbir Türk Mahkemesinin onu yargılamayacağını, İngilizlerin onu yetiştirdiğini ve bu şekilde minnet borcunu ödemek için İngilizlere hizmet ettiğini, Türkler de ona bir iyilik yapsalardı Türkler adına çalışabileceğini belirttikten sonra Ankara’daki Karaoğlan meydanında idam edildi. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’un Sagir’i kurtarmak için Ankara’yla temas kurduğunu görüyoruz.

Sagir’in savunmasındaki çelişkilerden en büyüğü; İngilizlerin onu yetiştirdiğini ve Türkler Sagir’e iyilik yapsalardı Türkler adına çalışabileceğini, İngilizlere vefa borcunu ödemek için bu işi yaptığını ve yeri gelince Ankara adına da çalışabileceğini söylemesiydi. Bu, Mustafa Sagir’in İngilizlere olan vefa borcuna o kadar sadık olmadığını, T. E. Lawrence gibi saf Türk düşmanı değil sadece çıkarcı ve zavallı bir kişilik olduğu izlenimini uyandırıyor.

İngilizlerin, Mustafa Sagir asıldıktan sonra bunu bir kara propaganda aracı olarak kullandıklarını görüyoruz. İngiliz gazetelerinde -Hintli Müslümanlar ve TBMM hükümeti arasında kurulan ilişkiye zarar vermek için- Ankara’nın zararsız Hintli bir Müslümanı astığıyla ilgili haberler çıkardıklarını görüyoruz. Sagir’in bir İngiliz casusu olduğunun itirafını yapan İngiliz diplomatı, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığına gönderdiği yazıda durumu şöyle değerlendiriyordu. “Sagir gerçek bir casustu. Anlaşılan İstanbul’dan ayrılmadan önce de ondan da kuşkulanıyordu. İdam edilmesi tek başına fazla korkunç sayılmazdı. Korkunçluk Ankara’nın, Majesteleri Hükümeti’ne olan amansız düşmanlığını gizlemeye gerek duymamasındaydı.’’[1]

Sagir’in idamıyla beraber Anadolu’daki milli mücadele harekâtına karşı oluşan tehlike bertaraf edilmişti. İngilizler, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde oluşan bu hareketi yok edip Sevr barış antlaşması olarak bilinen Türkiye için idam fermanı olan antlaşmayı kabul ettirmenin başka yollarını arayacaklardı.

[1] Sina Akşin Savaş ve Etkin Temizlik Yumuşatılmış Sevr Dönemi Sf.303

YAZAR

Ali Tamahkâr

EDİTÖR

Ekrem Müftüoğlu

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.