Yazılar

isaatekin

vekilce

Editöryonetim

Editöryonetim

rabiahatunkirtay

vekilce

bir ok daha eklemek varmış nasipte bu hiç birleşmemiş demete
aklımda binlerce soru var ve hepsinde cevaplanması güç anlamlar
bildiğim
 
unuttuğum kalbimdeki yurdu ve yavaş yavaş tekrar uyandığım şu hayat denen rezalete
ve gün geçer gün ayar, ay ayar
ve bu ayarı düşük altınlar
bozar mı sandın altın kaplama raylar
 
gülümsemek kadar zor bir çile var mı hayatta
varsa kim koymuş adını anlat
çünkü ben bilmediğimi defalarca söyledim
bir kedi kadar beyaz olamadıysam bunun suçlusu kim
 
ben tek bir kelimeye sıkışmış ruhumun esiriyim
siz esir olamayacak kadar kendine düşkün
bu hayatta aldığım derslerin temelinde yatan bu değil hayır
belki sayfalara sığmaz belki sığar
 
her zamanki gibi benden bağımsız gibi oysa ben sadece sevdayı öğrenmek istedim
ve özlemeyi
ve özledim
özlemeyi özleyecek kadar özledim
 
bir dost feda ettim bir dede gömdüm karanlığa
getirisi götürüsünden fazla olmadı asla
götürüsü getirisinden fazla olmadı asla
 
kimse bilmez
kim bilmiş ki ilahi adalet hangi çapta işler dünyaya
bildiğim bir dost var ve sevgili
sevgili çok sevgili bilmez bendeki sevgiyi
mesele bilmekte olsa ne işim var burada
bilmekte değil iş duymakta
 
kulaklar neymiş onlardan sağırı yok ki dünyada
gün geçti gün bitti geceler artık isyankâr
günlerin yerini almakta haksızlar mı bilmem
değilim ben artık geceden gündüzden
 
ben benim olduğum bendeyim
ben bende bendeyim
bendelik bile güzel olur tatmasını bilince bu hayatta
güzelliği olmayan duygu var mıdır sence
ayarını kaçırınca bakır bilezik diye satarlar eminönünde
her şey ne kadar gelişmiş
 
ruhumun esiriyim
tekrar söylemek istedim evet
çünkü bir kedi baktı gözlerimin içine
bende sevgi onda aşk ama nefret dolu bir yaş
aklımı çelmekte onun üstüne yok evet
her sesinde şiiri baltalayacak
ben yine bende bendeyim
o ise yanağımda bir konak
 
özlemek dedik evet özlemek
özlemekten de bıktım özlememekten de
insan neden özlemek istediğinin dibinde
kavuşmak istediğinle bir kelam bile edemez şu uçsuz bucaksız evrende
 
marslılar demez mi biz sizi bulduk
siz birbirinizden uzak
hangi etiğe sığar bu
 
ben bilmem
 
sen bilir misin
Ekrem Müftüoğlu
Editör: Elif Berra Kılıç
Ne demek onun için yaratmadım bu evreni?
Siz her şeyi bilen değil misiniz Tanrım?
Naçizane cüretkârlığımı bağışlayın ama Tanrım;
Ben bazen, sizden ziyade ona taparım.

Farkına varamadınız sanırım yaratımınızın,
Onun için durun, ben size aktarayım:
 
Öncelikle alacalı yanakları vardır onun,
Fiyakalı günbatımlarından esinlenmişsiniz gibi.
Sonra elleri güzel, gözleri derindir onun,
Sanki ilk kız çocuğunuzdan esinlenmişsiniz gibi.
Dahası nasıl da cesur, aşka bile kafa tutar,
Doğanın hür kısraklarından esinlenmişsiniz gibi.
Bazen de çok saf olur, salt bir bakış atar,
Sanki meleklerinizden esinlenmişsiniz gibi.
 
Ha unutmadan pek de inatçıdır, yakar gemileri;
Sanki birazcık da Şeytan’dan katmışsınız gibi.
 
Düşündüm de onu anlatmak çok uzun sürer,
Sizin vaktiniz bol elbet Tanrı Hazretleri;
Lakin bu naçiz kulunuzun o kadar vakti yok.
 
Fakat gitmeden evvel,
Şunu söylemeden de edemeyeceğim:
Öyle saçları var ki onun, öyle saçlar ki
Bir nefesini çektiniz mi içinize,
Ellerinizi gezdirince aralarında,
Siz bile nasıl yarattığınıza şaşarsınız!
 
Ben, onu yalnız saçları için sevmedim ama
Siz keşke, keşke yalnız onun saçları için,
Var etseydiniz evreni.
 
Hoşça kalın Tanrı Hazretleri.

Oğuz Can Acar

Editör: Gülçin Kermen

Çırılçıplak heykeller düşlerim sonra,

Adına, şanına ve geleceğimize,

Saz çalmayı bilmesem de

En sevdiğin türküleri söylerim,

Seni kaybettiğim ve aramakta olduğum günlerde,

Mahalle kahvesinde yolunu gözlerim,

Çok yoruldu zamanı demleyen gözlerim,

Takati kalmadı göğsümdeki kuş sürülerinin,

Ne zaman dolacak dünya denen mühleti

Uçurtması kaybolan çocuğa sorun nefreti,

Müsaade etmiyor benim hasletim

Kaç dağ yıkılıyor gece yarıları bilmem

Teneflide içilen iki yudum suya hasretim

İris çiçeği kadar temizdi gözlerin,

Ve o kadar mertti sözlerin

İttihatçılar ölmez müsterih olsun milletim.

İsa Tekin

Bırakın Gideyim

Yakamda zincirler pranga,

Duyuyorum, kuş hırıltıları

Huzurum kalmadı,

İflah olmaz bir bunaltı

Yaşamak zor geliyor canım, a,

Bırakın gideyim

Otomobil icad olundu,

Zarifoğlu öldü.

Hiç değişmedi dünya,

Beni de öldürdü

Tâkatim yok bu tıkırtıya

Bırakın gideyim

Saat altı tramvayında,

Leke gibi gökyüzü,

Asmış kendini adamın biri

Alışmış değilim,

Kıpırdıyor gözlerim,

Bırakın gideyim.