mazgallara ve sana dair

Mazgallardan aşağı
bir irin misali akıyor kirli sevdamız
şehri dolaşıyor, sokaklara doluyor
Olmadık bir borudan fışkırarak coşuyor.
binbir ağıt yakıyor kanlı sular bile
ölen vücudun için

yüz ifadeleri donmuş bir cam gibi
aralanması güç gerektiren kadınların
sana inandırdığı tüm yalanların
propaganda süresinin de
elbet bir gün geçeceğine inanmışlığımla kol kola
belki altı ay belki altı asır susup bekledim.

Dillendirmesi zor imtihanların
Hiçbir zaman heybetli savaşçısı olamadım belki
Fakat bu çürümesi kaçınılmaz ebedî bütünlük
Senin ismini aradığı sokakların duvarlarına çarparak parçalandı
inan ki.

Şimdi bu mazgaldan gelen koku
Evinin içini çekilmez kılıyormuş
Duydum ki,
Kokudan gözlerin yaşarıyormuş.

Oysa ben saatler geçtikçe soğuyan bu semtin
bin yıldır kokuşup durduğunu söylerken sana
nahoş bir umursamazlığa büründüğünde fark ettim
kötü kokular içinde bulunmaktan
artık hiçbir kokuyu alamadığını.

atına binip dehleyen bir seyis gibi
uzaklaşıyorum şimdi
ne mazgal
ne bir koku
üstüne bindirdiğim tek yük
yarattığın sanrılardan ibaret.

Ben kendi Tanrı’mı da yanımda bularak
birkaç sevilmemişliğin hüznünü
başka semtlerden sevgi yağmalayarak
Duvarlardan uzak durarak çözeceğim.

Unutma ki,
Sen bahtının en talihli yerinde
Benimle tesadüfen denk düşmüş gibi yaptın
Oysa ben sevgimi bir buhar gibi camlara değil
“Karaağaca çakımla ismini yazar” gibi kazıdım.

YAZAR

Nur Güngör

EDİTÖR

Elif Berra Kılıç

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir