Muakkıd

Kızılırmak’ın dibinde oyalı yazmaları bulunan kızların türküsünü de en iyi onun söyleyeceğine iman ettiğim kız kardeşim, öğretmenim Şenay Aybüke Yalçın’a…

وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ۟

“Onlar kalkmış ‘Ona Rabbinden bir mûcize indirilse ya!’ diyorlar. De ki: Gayb sadece Allah’a aittir. Geleceğin neler getireceğini yalnız O bilir. Öyleyse bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber beklemekteyim.”  Yunus/20

***

Mavi tabeladan aşağı mezarlığın içine doğru yürü. Yürü yürü, sakın mezar taşlarını okuma, unutursun bildiğin her şeyi. Ne biliyorum ki? İbrahim, Neriman okuma okuma. İrmik helvası yemişler arkalarından. Sarı helva yapan yokmuş, ki zaten herkes yapamaz. Köyün ayaklı felaket tellalı Hayriye belki yapardı eli lezzetlidir. Ayakkabıları kapının önüne bırak, terliği ters as, pilava kaşığı sapla. Ahmet, Kadir, Zeynep, Emine… Okumayı kes, bıçak verilince elden alma. Bıçakla öldürülmüş kaç kişi vardır acaba burada? Her zaman bıçak yarasını ürkütücü bulmuşumdur, bıçakla ölecek kadar kırılgan olmamız sebebiyle sitem etmişliğim vardır yüce Yaradan’a. İzzettin Keykavus Camii’nde tövbe ettim. Sağa dön, biraz daha yürü, gelmek üzeresin. Aslında bıçakların üstümüzde tesiri sanılandan fazla, cin çıkarıyorlar etrafını bıçaklarla çizerek. Cin ne arasın senin içinde, az kaldı gelmek üzeresin ve işte o mezar taşı. İnsan kendi mezar taşıyla göz göze gelince birkaç şey düşünüyor tabii ki “keşke o bıçağı elden vermiş olsaydım” gibi. 07.10.2018. El Fatiha. Biliyorsunuz ölü de olsanız bunu görünce Fatiha okumak gerekir. Yazısız kurallar vardır ve bunlara uymanın kimseye zararı olmaz. Fatiha’yı okuyun, bir kere yazılmış o taşa.

Bölüm I: Dirgenler, Bakraçlar, Tornavidalar

Duvar kenarlarına küçük abdestimizi yaparak gezdiğimiz yıllar çok geride kalmış olmasına rağmen bir kere bile cin görmemiş olmadığımıza hayıflanırdık. Altı komşu çocuğu her gece evdekiler uyuyunca çıkar, duvar kenarlarına işer ve cin düğünü görmeyi beklerdik damda. Böyle bir şey hiçbir zaman olmadı ama daha korkunç şeylere şahit olduk. İnsanların korkunç yüzlerine. Sabahları koyunların çıngıraklarından tutup kafalarından öpenlerin gece birer canavara dönüştüğünü görürdük. Bunları kimseye söyleyemezdik, Naci öğretmene bile. Geceleri uykularımızı bölen karabasanları üniversitede gittiğim psikoloğa anlatınca “Hııı uyku felci diyorsun.” demişti. Uyku felci. Boğazımdan ellerini çekmeyen kocaman bir yaratığın varlığından çok daha rahatlatıcıydı ve Anadolu vicdanından yavaş yavaş kurtuluyordum. Kulağımı tutup tahtaya vurmaktan, siyah kedi görünce saç tutmaktan vazgeçmiştim. Nazar değer diye mutlu günlerimde Nas, Felak bile okumuyordum artık. Geçmişe dair her şeyi unutacaktım fakat kızlar annesinin kaderini yaşarmış. Her şey dönüp dolaşıp 6 yaşıma geri dönmeme sebep oldu. Sanki zaman makinesi vardı ve ben o ana geri dönmüştüm.

Köyün meydanındaki yalaktan inekler su içerken onlara su sıçratıp homurdatıyorduk zavallı hayvanları ha bire. Ben, yani Ferin, yan komşumuz Deli Anşa’nın kızı Gülsüm ve kardeşi Mustafa, az ilerimizde oturan Patana Neriman teyzenin oğlu Hikmet (ilk aşkımdır kendisi) ve muhtarın oğluyla kızı Hümeyra ile Kadir. En küçükleri bendim, okula başlamamıştım. Bir planımız vardı, akşam damdan yeni gelin ve damadın kafasından aşağıya nohut atılırken biz de Kızılırmak kenarında biten sarı çiçeklerden atacaktık. Dizilerdeki gibi hani. Çok iyi hazırlanmıştık. Ben babaanneme çaktırmadan onun yemlik ve madımak topladığı etekliği almıştım. Kızılırmak kenarına kuşlar gibi indik. Suyun kenarında biraz gülüp eğlendikten sonra çiçek toplamaya başladık. Son çiçeğimizi toplarken Hikmet, çiçeği alıp kulağımın arkasına taktı. Yirmi senedir bir kere daha kalbimin böyle çarptığını hissetmemiştim taa ki… Neyse, gülüp eğlenip gece için pusuya yattık. Kömbeye bal sürüp yedirdi babaannem. Hakiki Zara balı ha. Yanlış olmasın, dedem ve babaannemin tek torunları olan ben, saraylardaki prenseslerden farksızdım. Babaannem, beni güzel güzel giydirip elimden tuttu, yollandık kadınların eğlendiği yere. Gelin çok güzeldi. Gelinler hep güzel oluyordu, ilk kez makyaj yapmışlardı ve kaşını da almışlardı Mahsima’nın. Harbiden ay yüzlüydü bu kız, kıskandım içten içe ama gülmüyordu yüzü. Hümeyra’ya yaklaşıp “Neyi var Mahsima ablanın?” diye sordum. Ayaklı dedikodu makinemiz hemen yumurtladı “Evlenmek istemiyormuş Duran’la. Yaşlıymış. Başkasını seviyordur yosma, diyor anam.” Hikmet atıldı “Yosma ne gız?”, “Ne bilem abi anam diyor dedim ya.” dedi Hümeyra. Susup baktık gelinin güzel yüzüne. Kadir parlak bir fikir bulmuş gibi zıpladı. “Len!” dedi. “Len madem evlenmek istemiyo, niye kaçırmıyok ya Mahsima’yı?” Saçmalama, olmaz sesleri arasında cılız sesim duyulmadı. Ama Duran’ı görünce hepimiz ikna olmuştuk, bu kocaman burunlu ve çirkin dişli adama ay yüzlü ablamızı yem edemezdik. Hem neredeyse 60 yaşındaydı ve ablamız daha 18 yeni olmuştu. Mahsima’yı kaçıracaktık, köyün az ilerisinde efsunlu mağara vardı. Kimse giremezdi oraya. Dedem tembihlediydi, girersek iyi bir kötek bizi bekliyordu. Fakat Naci öğretmen kafamıza bir şiiri mıh gibi çakmıştı: Hakkım var deme, hak yok vazife vardır. Vazifemiz vardı. Eğer dedemin atını çalarsak ki gelini ona bindirip yanında koşabilirdik. Biz vaaar ya öyle koşardık ki arabalar yanımızda hafif kalırdı… Her şeyden önce bir teşkilattık ve her işimizi onurumuzla yapacaktık. O yüzden muhtarın evindeki eski Kur’an-ı Kerim’e el basmaya gittik. “Rabbim!” dedik, “Rabbim biz vallahi de billahi de iyilik yapıyoruz. Aha sen şahitsin, köylümüzü günahtan sakınıyoruz. Eğer bizi cehenneme atacaksan önce ne olur bir kere Duran’ın yüzüne bak. Amin!”

BÖLÜM II: Kim Talihini Aşan Birini Aşabilir?

Sırayla, Hacı Mevlüde teyzenin hac ziyaretinden getirdiği -köydeki tek hacıdır- zemzem sularını dikledik kafaya. Kolumuza, yine Arap diyarından gelmiş renkli bileklikleri taktık. Bu benim fikrimdi. “Niye takıyoz bunları?” dedi Gülsüm. “Yusuf peygamberi kuyudan çıkardıklarında bunlar varmış bileğinde, Mevlüde teyze anlattı ya verirken!” dedim sinirle. Mustafa güldü “Ferin sen de amma ahrazsın haa.” dedi. Cevap vermedim, bileklikleri de taktık, her şey tamamdı. Hikmet’le Kadir atı çalmıştı. Şimdi görev sırası ben, Gülsüm ve Hümeyra’daydı. Sinsi sinsi tekrar düğün evine girdik, gelinin yanına yere çöktük. Hümeyra abartılı bir sesle “Ah abam, tüm yüzün siyah olmuş ya. Gel ben düzelteyim.” diye gelini tutup arka odaya götürdü. Biz de merak etmişiz gibi gittik peşine. Herkes halaya durmuştu, aslında bunu severdim, izlemek çok eğlenceli olurdu. Köyün yaşlı teyzeleri vücutlarının her yerini ayrı zıplatarak halay çekerdi. Biz içeri girerken sesler yükseliyordu:

Yare göççük diyorlarmış/Dosta göççük diyorlarmış,
Beşiğe koy da sallayak/Yorgana koy da sallayak.

Mahsima’ya kısaca, onu kaçıracağımızı söylememiz yetti. Ah kız gardaşlarım, diye sarıldı hepimize. Üstünü hemen değiştirdi. Camdan ahırın üstüne atladık sırayla, oradan muhtarın evinin damına geçtik, düğün son sürat devam ederken biz kıkırdayarak damdan atlıyorduk. Muhtarın evinin üstünden hazırladığımız merdivenle indik, kalbim çıkacak gibi çarpıyordu. Babaannem bunları bir öğrense oklavayı kafamda kırardı. Mahsima’yı ata bindirdik ve el ele koşmaya başladık. Hikmet benim elimi tutmuştu. Koşarken kalbim durmasın diye dua ediyordum. Mağaraya yaklaştıkça hepimiz biraz yavaşlamıştık ama Mahsima ata vurdukça at şahlanıyordu. Mağaraya geldik, içeri girmeye cesaretimiz yoktu. Mahsima bize bir görev verdi, sevdiği delikanlıya haber götürmemizi ve mağaradan onu almasını söylememizi istedi. Karşı köyde oturuyordu Ali abi. Bizim köyde bir ufak tarlaları vardı, bazen traktörle gelirdi oraya, bazen de köylülere patozda yardıma gelirdi. Mahsima’yla birbirlerine gönül düşürmüşler fakat biz, karşı köy der demez bunun ne kadar zor olacağını idrak etmiştik. Her şeyden önce Ali abi bizle aynı mezhepten değildi. Evlenmelerine zaten izin vermezlerdi de başlarına kötü bir hâl gelse bunun vicdan azabıyla yaşayamazdık. Ama Kadir, Hikmet, Mustafa, Gülsüm ve Hümeyra düşünmeden tamam demişlerdi bile. Benim içim sıkışıyordu, kötü bir şey olacak diyordum kendi kendime. “Tamam mı Ferin?” dedi Mahsima, gözleri dolu doluydu. “Tamam abam.” dedim sadece. “Tamam.”

Gecenin bitmesine daha vardı, ortalıktan kaybolmamızı asla fark etmezlerdi ama gelinin yokluğu fark edilecekti elbette. En büyüklerimiz Hikmet’le Kadir olduğundan ata binip uçar gibi gittiler. Mağaraya bakıp duruyordum, kalbim daha da sıkışıyordu. Mahsima’ya bu mağarada ne olduğunu sordum. Hiçbir şey demedi. İyice korkmuştuk üçümüz de. Hümeyra sürekli tırnaklarını avcuna batırıyordu, Gülsüm de içinden dua ediyordu, dudakları kıpırdıyordu. Aramızda tek sakin Mahsima’ydı, gülüp duruyordu deli gibi. 1 saate yakın bekledik, iki atlı göründü, baktık gelen bizimkiler. Çok şükür Allah’ım. Arkada da Ali abinin esmer yüzü seçiliyordu. Ne yakışıklı adamdı gerçekten. Attan indi, Mahsima’yla koşup sarıldılar, sonra geldi tek tek bize sarıldı, öptü. Bana dedi ki “Ferin, Güher teyze seni böyle görse öyle mutlu olurdu ki…” Güher annemdi ve köyde asla adı anılmazdı, ne onun ne babamın. Hiç yaşamamışlar gibi davranılırdı, herkes babaannem annemmiş, dedem de babammış gibi tavır gösteriyordu bana. Bu söz ciğerimi deldi sanki. Niye abi, diyemedim. Niye annem gelinin kaçmasına yardım ettim diye mutlu olsundu ki?

Ali’yle Mahsima uzaklara gideceklerdi, belki Malatya’ya ya da Erzincan’a. Ama önce birkaç gün saklanmaları lazımdı. Gerekli eşyaları biz tedarik edecektik. Mağaraya girmelerini hiç istemiyordum, yakınlarda başka bir yer arayalım diye tutturdum ama imkânsızdı. Kimse mağarayı aramazdı, yaklaşmazlardı bile. En güvenli yer mağaraydı. Sevinçle herkes kucaklaştı tekrar, bizim ekip ellerimizi üst üste koyduk ve bağırdık. “Hakkım var deme, hak yok vazife vardır!”

. . .

YAZAR

Mişa Dirahşan

EDİTÖR

Elif Berra Kılıç

Editörden Not: Sekiz bölümlük bu hikâyenin ilk iki bölümünü sizlerle paylaştık. Önümüzdeki haftalarda da ikişer bölüm olarak paylaşacağız. Keyifle okuduğum bu hikâyeyi sizlerin de keyifli okuyacağınızı düşünüyorum. Mişa Hanım’a bu hikâyeyi bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyorum.

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.