Bir Ankara Masalı

“Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelişi, 27 Aralık 1919.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara; mazisi, mimarisi, kültürü, dokusu, içtimâî hayatı ile daima keşfedilmeye ve araştırılmaya layık bir Türk şehridir. Burası kimileri için sıradan bir bozkır iken kimileri için de bozkırın da bir anlam ve yaşantılar sunabileceğine inandığı bir meskendir. Türkler, yerleşik hayata geçmeleriyle birlikte coğrafyalarına çabuk adapte olabilen ve şehir inşa etmede usta bir millet olarak tarih sahnesinde yerlerini almışlardır. Ankara mazisinden de bilinebileceği üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir kültür havzasıdır. Ahilerin mücadeleleri olsun, Yıldırım Beyazid, Timur savaşı olsun pek çok çekişmeye sahne olmuştur.

Ankara’da gelişmiş bir sosyal hayat uzun yıllar boyunca varlığını korumuştur. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Ankara için şunları söylemektedir:

“Ankara’nın a‘yân [u] eşrâf [u] vüzerâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyih [u] sâdâtı ve erbâb-ı ma‘ârif

şâ’irân-ı yârân-ı bâ-safâları bî-hadd ü bî-kıyâsdır.”

 “Ankara’nın ayânı, eşrafı, vezirleri, âlimleri, salihleri, şeyhleri ve seyyidleri, maarif ehli, safalı yaran dost şâirleri hadsiz hesapsızdır.”

Ankara’nın bu zengin kültür hayatının yetiştirdiği kırk altı divân şâiri, tasavvuf erbâbları ile kurulan yeni tarikâtlar ve halk şâirleriyle de hayli geniş bir listeye ev sahipliği yapar. Âşık Zeycanî, Kalecikli Mirâtî, Türâbî, Havayî, Almalılı Âşık Ali, Âşık Hakverdi, Keskinli  Âşık Serdai ve Ayaşlı Ahmet Fahri, Dertli (Ankaralı değildir fakat uzun yıllar burada yaşamış ve vefat etmiştir)… Ankaralı âşıklardan yalnızca birkaçıdır. Bu âşıkların toplandığı kahvehaneler Ankara halkının ve seymenlerinin buluşma mekânları olmuştur.

“Ankara 18. Yüzyıl, Rahmi Koç Müzesi.”

“Belki Millî Mücadele yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silâhşörüne  benzeyen kalesinin bir telkinidir; Ankara, bana daima dâsitanî ve muharip göründü. Şurası var ki şehrin vaziyeti de buna müsaittir. Daha uzaktan gözümüze çarpan şey, iki yassı tepenin arasındaki geçidiyle tabiî bir istihkâm manzarasıdır. Bu his şehrin etrafında ve ona hâkim tepelerinden bakarken pek küçük farklarla ancak değişir. Çankaya sırtları, Çiftlik, Baraj yolları, Etlik, Keçiören bağları velhasıl nereden bakarsanız bakınız, cam gibi keskin bir ışık altında bu kaleyi, bütün arazi terkiplerini kendisinde topladığı ufka hep aynı sükûnetle hâkim görürsünüz.”

İstiklâl Savaşı’nın devam ettiği günlerde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kuva-yı Milliye hareketine basın ve yayınla destek olmalarını istediği pek çok yazar ve şâiri Ankara’ya davet etmiştir. Basın yayın organları vasıtasıyla bağımsızlık ülküsünün propagandasını yapacak olan aydınlara mühim bir vazife verilmiş olunur. Yazar ve şâir kadrosu her bakımdan moral verecek eserlerini Ankara sahası içinde kaleme alırlar. Yakup Kadri, Halide Edip, Refik Halid, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Nazım Hikmet bu süre zarfında Ankara’da bulunup edebi neşirler yapan isimlerdendir.  Yeni Gün, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi gibi neşriyatlar haber alma vasıtaları olarak faaliyette bulunurlar. Basımhaneler ve Ankara’nın ünlü mekânlarından olan Kuyulu Kahve gibi yerler aydınların buluşma mekanları olur. Bu vesileyle uzun yıllardır İstanbul merkezli gelişen Türk edebiyatı da ilk kez İstanbul dışında yeşermeye ve yeni bir soluk almaya başlar.

“Bazı milliyetçi gazeteler, “Türk milletinin kalbi Ankara’da çarpıyor,” demekle çok doğru bir vakıayı ifade etmiş oluyorlardı. “İstanbul’da, Ankara’ya gidenin ehemmiyeti o kadar artıyor, o kadar artıyordu ki, adeta kutsallaşıyordu. Hele Halide Edip Hanım’ın menkıbeleri kadınların kalbinde yenilmez bir imreniş, bir tatlı üzüntü veya kesin bir kıskançlık ateşi alevlendiriyordu”.”

Yeni kurulmuş genç Türkiye Cumhuriyeti, Yakup Kadri’nin Ankara isimli romanında en güzel şekilde resmedilir. Yakup Kadri; bu eserinde Ankara’nın Millî Mücadele günlerindeki sosyal hayatını, roman karakterleri üzerinden de insan tiplerini yansıtır. İdeal Türkiye’nin gelecekteki günlerini, inkılap düşlerini, muasır medeniyetlere ulaşma yolundaki Türk halkının önündeki zorlu engelleri bu romanında paylaşır. Romanda halkın büyük bir kesiminin henüz refaha ulaşamamasından ötürü eleştirilen başlıca unsurlardan biri, kapitalist modernleşme biçimidir.

“Yeni Ankara baş döndürücü bir süratle inkişaf ediyordu. Taşhan’ın önünden Samanpazarı’na Samanpazarı’ndan Cebeci’ye, Cebeci’den Yenişehir’e, Yenişehir’den Kavaklıdere’ye doğru uzanan sahalar üzerinde, apartmanlar, evler, resmi binalar, sanki yerden fışkırırcasına yükseliyordu.”

İdealize edilen yeni yaşam biçimi ve yeni insan tipi, eskiye sırtını dönmemekle birlikte ilim ve bilimle kuşanmış nesillerin ve şehirlerin inşasını önceleyen bir fikri ifade ediyordu. Atatürk önderliğinde girişilen yeniliklerin merkezi Ankara olarak seçilmişti, bu hâlde yeniliklerin burada yayılarak vatan sathına ulaşacağı bilinmeliydi. Burada başarıya ulaşacak amaçlar kaderi tayin edecekti. Ankara halkı yoksulluk ve sefalet içinde mücadelesini savaş yılları da dahil olmak üzere ardında bırakırken, Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer ordusuna mensup kimi insanların yeni hayat tarzına ve yükselen yahut yükselmesi gereken cumhuriyetin bazı değerlerini göz ardı etmesiyle oluşan ayrıksılıkları dikkatleri eserin merkezinde toplayan ögedir. Yakup Kadri’nin bir aydın gözüyle kaleme aldığı eleştirileri, romanına konu olmakla birlikte döneme ışık tutan tarihsel gerçeklikler olarak sunulur. Halkın onarılmasını beklediği sorunları vardır ve kimi kadroların bu gerçeği göz önüne almayarak zafer sarhoşluğu içinde inkılap hareketlerine ket vurmaları, 1934’lü yılların temel problemlerinden biri olur. Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz “Bir Ankara Masalı” tabiri, kurucu kadroların tahayyül ettiklerini fakat tahayyüllerini devam ettirmekte aynı özeni göstermediklerini; yeniliklerin, inkılapların halkın hemen her bireyine ulaşmasında aynı çabayı sarf etmediklerini ifade eder. Ankara için masal gibi başlayan bu zafer ve kutlu ordunun varlığı, devam ettirilmesinde herkesin elini taşın altına koymasıyla başarıya ulaşabileceği bir gerçekliğe dönüşecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk insanına ve vatanına olan derin sevgisi aynı nispette kimi kurmaylarında da olsaydı, inkılapların durağan değil, süreklilik arz eden bir yapıda olduğunu kavramaları gerekirdi. Yakup Kadri, Ankara romanında hayal ettiği inkılap düşünü yaşatarak olması gerekeni edebi bir metnin içinde ustalıkla eritir ve okuruna sunar. Nitekim romanın bir bölümü gerçeklik, bir bölümü tasarı ürünüdür.

“Ankara bütün manasıyla bir Orfe masalını  yaşamaya başlamıştı ve bu masalın kahramanının, saçlarındaki güneş, gözlerindeki gök parıltısıyla daima taze, daima coşkun bir ezeli gençlik kaynağı gibi yeşil Çankaya tepesinde çağladığı ve onun varlığından bir seyyalenin daima aşağıya doğru aktığı hissolunuyordu.”

Ankara’nın 20.000’lik küçük nüfusu, bozkırı, sıradan bir Anadolu kasabası görünümü vermesiyle Atatürk’ün hayallerini gerçekleştirdiği ve başardığı şehir olmuştur. Elbette konum olarak avantajları da dikkatimizi çekmelidir fakat burada bir destan yazılmış ve Milli Mücadele yürütülmüştür. Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle yeni bir dönem başlamıştır. Eski Ankaralılar gelenekçi bir görünümde iken; Yeni Ankaralılar değişim karşısında olumlu davranmıştır. Cumhuriyet ise bu iki unsuru birleştirme vazifesini layıkıyla yapmıştır. İnsandan tutun da mimariye kadar bir onarma ve yeni nefesin üflendiği Ankara, 27 Aralık 1919 tarihinde hem Atatürk’ün hem de kurtuluş ve bağımsızlık hasreti çeken bütün Türklerin memleketi olacaktır. Bilindiği üzere Ankara, 13 Ekim 1923 yılında başkent ilan edilmesiyle resmiyet kazanmıştır. Girişilen işler muazzam ve cesurcadır. Cumhuriyetin inşa edildiği bu mühim yıllar, modernleşmeye önem veren resmî ideolojiyi esas almıştır. Bu bir ödev ve sorumluluk işidir.

Bugünkü Ankara’nın -belediye hizmetinde- 1994-2017 yıllarındaki zehirli sarmaşıklarından arındığını, çalışan ve güven veren emin ellerde olduğunu düşünürsek hâlâ bir yerlerde masalsı görünümünü muhafaza ettiğini söylememiz mümkün olabilir. Bu şehirde kimi ümitlerin, hayallerin gerçekleştiğini; devletin kalbinin burada attığını; şehrin, ilim ve hür düşüncelerin beşiği olduğunu; 70’ler kuşağında fikirlerin akademideki ve sokaklardaki onurlu mücadelesine sahne olduğunu bilmemiz; bu şehre anlam katan her şeyi düşünmemiz, sevmemiz, miras gibi gözetmemiz için geçerlidir ve bir şehir yaşayanları kadar bağrında yatırdıklarıyla da kıymetlidir.

 “Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa.”

VEKAM ENVANTERİ.

[1] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara, İletişim Yayınları, İstanbul, 2019:18.

[2] Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergah Yayınları, 2018.

YAZAR

Nur Aydoğan

EDİTÖR

Zeynep Gökçe Azman

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir