I.

 imsak vakti, daha açılmamış hava
 gözlerim açılıyor yavaşça ve zor bela
 bilemezdim bugüne ölüm yazılı, yazık
 içim biraz sıkkın, düşüncelerim bulanık
 boynu bükük bakıyor soluverecek çiçeğim
 zaten dost bildiğim bir çiçeğim var
 kalanları da geçmez beş parmağını elin
II.

 sabah jurnalcileri gördüm
 dar sokağın köşe başında
 kara kasketleri başında
 bakışları azap getiriyor
 ruhumun ucuna bucağına
 emirleri bellidir, ferman onların
 olsa ne yazar dağlardır benim
III.

 kuşluk vakti oldu bile
 ara sıra kimselere çaktırmadan
 pencere pervazına yaslanaraktan
 bakıyorum onlara, elimde
 bir cıgara, bir kibrit ve bir de
 atadan yadigâr altıpatlar
 barutu tütün gibi yanar
IV.

 öğlene doğru akıyor zaman
 gider gibi belli belirsiz gölgeler
 baştan ayağa titreyen bedenimle
 şüphe içinde erimekteyim
 aman vermiyor içimi kemirenler
 kaderimin etrafında beliren haleler
 faili meçhul derdimin sebebidir
V.

 ikindiyi vurdu saat
 bilinçsizce günümü geçirmekteyim
 bu adamlar nereye kayboldu hakikat
 bilinçlice endişelenmekteyim
 bilmem dışarı çıkmalı mı
 belki de polisi aramalı, peki
 fakat ya onlar da düşmanımsa benim
VI.

 akşam oldu hava kapanıyor gittikçe
 bulutlar öfke dolu boşandı boşanacak
 karaltılar belirdi tekrardan
 hareketlerim artık daha serkeşçe
 beylik tabancası peyda olsun oldu olacak
 yeğlediğimdir korkuya hapis olmaktan
 sonum yaklaşıyor anlamaktayım
VII.

 yatsının zamanı şimdi
 ölüm ve kalım bilirim mukadderdi
 kuru soğuktu hava ve kuru sıkıydı bulutlar
 bilmezdim yağmur yağmasa da mermi yağar
 geldi jurnalciler, açılan ağzımdır yumulan gözüm
 birilerinin eli kan ile yıkanacak bugün
 artık cesurum çünkü bu son kezdir öldüğüm
Oğuz Can Acar

Editör: Elif Berra Kılıç
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir