Bu ülkede yaşayan her insan defalarca tecrübe etmiştir ki; eğer Türk iseniz hiçbir şey yapmasanız bile oturduğunuz yerden bir barbarlık mirasının vasisi, doğuştan zalim kanı taşıyan bir otokrat sıfatları üzerinize çoktan yapışmıştır. 8-5 çalışan orta hâlli bir beyaz yakalı veya asgari ücrete talim olan bir işçi bile olsanız burjuvazinin ve muhafazakârlığın temsilcisisinizdir. Bu unvanları taşıyan sizlerin, millî çıkarlarınıza fayda verecek her şey doğrudan yanlış olmakla birlikte güttüğünüz her dava da haksızdır. Nitekim siz ulus olarak geçmişte çok büyük günahlar işlediniz ve bunun bedelini de her şeye “eyvallah” çekerek ödemek zorundasınız. Canınıza kasteden bir “gayritürk”e meşru müdafaa ile muamele etmeniz düpedüz ırkçılıktır. Bunun aksini iddia etmek ise Nazizm’den daha adi bir fikirdir.

Kıbrıslı Türklerin geceleri evlerine baskın yapılıp boğazları mı kesiliyor? Lütfen abartmayın! Böyle durumları anlayışla karşılamak lazım. Çünkü Rumlar beş yüz yıl önce yaşanan savaşlarda topraklarını kaybettiler ve bunun travmasını Anadolu’da yaptıkları katliamlarla bile atlatamadılar. Yürekleri hâlâ soğumadığı için otoritenin sırtlarını sıvazladığı bir pozisyonda kendilerine karşı koyamayacak sivilleri öldürmeleri gayet anlaşılabilir bir şeydir. Ne yani, Ermenilerin Karabağ’da hamile bir Türk kadınının karnını deşerek bebeğiyle beraber katletmesi çok mu vahşice? Bence, yüzlerce yıl kurucu unsurundan kat kat daha müreffeh yaşadıkları bir ülkenin insanlarını savaş zamanı sırtından vurup katletmelerinin sonucunda çıkartılan Tehcir Kanunu çok daha büyük bir zulüm. Ama siz anlamazsınız. Çünkü faşist doğdunuz ve öyle öleceksiniz Türkolar. Anakronik tüm tarih yorumlamaları sizin üzerinizde denendiği için haklı olmanızın imkânı yok. Hem de niçin biliyor musunuz? “Adamınız gol diyor!” İşte o sebepten.

Bölücü etnik unsurlar, ekmeğini başka ülkelerden yiyen parti sözcüleri, diplomatik kriz hâlinde olan yabancı devletler, teröristler ve cümle Türk düşmanları… Bu saydıklarımın hiçbirinden milletimizin çıkarına bir söylem beklemediğimiz aşikâr. Olası bir durumda, savaşta, krizde gösterecekleri tutum tam da beklediğimiz gibi. Peki ama bu “Utangaç Türklere” ne oluyor? Niçin sürekli özür dilemeliyiz? Niçin tarihi hiçbir vesikada yer almayan olayların kabahatini üstlenmeli ya da dahlinde bulunmadığımız, bazen de var olmayan olayların müsebbibi olmalıyız? Hem de milletçe.

Malum olduğu üzere bir süredir Dağlık Karabağ bölgesinde savaş var. Azerbaycan işgal hâlinde olan topraklarının bir kısmını geri aldı, inşallah kalanını da alacak. -Bu arada karar merciine sormayı unuttum. Cümlelerimde bir hata var mı? Benim ırkçılığımdan dolayı subjektif ya da asparagas bir şey söylemedim umarım? Yani bu toprakların Azerbaycan’ın olduğu ve Ermenistan tarafından işgal edildiği bilinen bir gerçek, değil mi?-

Bilal’e anlatır gibi anlatmaya devam edeceğim. Yanlış bilmiyorsam savaş, işgal edilen topraklarını geri almaya çalışan bir ülke ile işgal ettiği toprakları vermek istemeyen, soykırım suçu işlemiş bir ülke arasında. Bu durumda bu savaşın müsebbibi hangi taraftır? Defalarca kere tövbe-i istiğfar ederim ki sanırım işgalci olan taraftır.

Peki 21. asırda ülke toprakları uluslara aittir değil mi? Ya da öyle olması gerekmektedir, yanlış mıyım? Eğer öyleysem Türk kazanan tarafta olduğunda “Savaş kötüdür!” nutukları atan bozguncular beni düzeltsin. Pekâlâ uluslar kendilerine ait olan toprakları savunduğu için veyahut işgalden kurtarmak istediği için suçlu olmazlar. Bu konuda savaşmak da topraklarını alana kadar kan dökmek de haklarıdır. Aynı, hanenize tecavüz eden bir kimseyi öldürmenizin suç olmadığı gibi. Neyse ki ben, sizler Ermeni askerleri Aliyev’in yatak odasına girene kadar haneye tecavüz suçu sayılmaz dersiniz diye en başında ülke toprakları milletlere aittir demiştim.

Hadi birazcık dürüst olalım; sizin savaş veya barışla ilgili bir derdiniz yok. Siz “Ermenistan haklıdır.” diyebilecek hiçbir argümana sahip olmadığınız için “Savaş kötüdür.” diyorsunuz. Siz açıkça “Türk düşmanıyım.” demeye cesaretiniz olmadığı için ortalamanın sizi anlayışla karşılayabileceği şeyler söylüyorsunuz. Aslında sizi de anlamakta çok zorluk çekmiyoruz, birkaç paragraf yukarıda saydığım unsurlardan pek bir farkınız yok. Sadece düşündüklerini ve hissettiklerini söyleyecek yüreği olmayan zavallılar olduğunuz için biraz kafa karıştırıyorsunuz.

Benim asıl anlam veremediğim “Ben de sizdenim!” narası atmak için fırsat bekleyen marjinal milliyetçiler(!) ve Kemalist olduğunu iddia eden kimselerin sizinle ağız birliği yapmış olması. Nasıl yani? Atatürk Anadolu’yu işgalden kurtarmaya çalıştığında da mı savaş kötüdür diyecektiniz? Azerbaycan’ı haklı davasında desteklemeyecekseniz siz nerenin milliyetçisisiniz? Hayır, aslında siz ne öylesiniz ne de böyle. Siz özgüvensiz ve çapsız insanlar olduğunuz için kendinizi kabul ettireceğiniz fikirlere mensup gibi davranan meczuplarsınız sadece. Aslında milliyetçilikle uzaktan yakından alakanız yok fakat kendinizi gün geçtikçe daha fazla takipçi toplayan bu refleksin içine atıp güvende hissettirmek istiyorsunuz. Bu sayede cehlinizin ve art niyetinizin ürünü olan söylemlerinizi daha rahat ifade edebileceksiniz. Çünkü hem oradansınız hem de öbür tarafın değneğini tutuyorsunuz. Sonuçta kimse sizi tekfir de edemiyor, değil mi? Aslında Atatürk’ü sevdiğiniz ya da anladığınız da yok. Fakat ciddiye alınmak, dışlanmamak için seviyor ve saygı duyuyor gibi davranıyorsunuz. Velhasıl sizler bozguncusunuz. Türk milleti için tüm düşmanlarından daha tehlikelisiniz. Çünkü ne mertlikten bir yudum içmişsiniz ne de içinizde zerre etik kaygısı var. Karakterinizde köpek olmak var. Omurganız eğrilmiş, yüzsüz ve iki yüzlü çıyanlardan farkınız yok. Yaşama hakkı dahil hiçbir mukaddesat umurunuzda değil. Fakat eminim ki; hamasi söylemleri bir kenara bırakmış, akılcı ve şerefli milliyetçi gençlerin yumruğu altında ezileceksiniz. Hiçbirinizin herhangi bir yerde iz bırakabilecek kadar önemli biri olabileceğini sanmıyorum ama eğer olursa da tarih sizi “onur ve şereften yoksun sürüngenler” olarak zikredecek.

Vera Çakmak

Editör: Zeynep Gökçe Azman – Elif Berra Kılıç

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir