Canımın sıkkın olduğu bazı anları kıymetli bulurum. Uzunca bir süre hiçbir şey yapasım gelmez ama sonra aniden yaratıcılığım tetikleniverir. Bir şeyler yapmak isterim. İşe yarar, farklı, yeni, manevi değeri yüksek şeyler… O ana kadar gördüklerimden, dinlediklerimden, üzerine kafa yorduklarımdan yeni fikirler doğar. Amerikalı reklam müdürü Young’un sözüydü sanırım: “Yeni dediğimiz, eskinin bir farklı kombinasyonu değil midir?” Bu yaklaşımı aşağı yukarı doğru bulurum. İnsan elbette yeni bir eser ortaya koyarken eskilerden beslenir. İşte tam da böyle bir zamanda Ağrı’daki evimizin küçük bir odasında kafamın içinde bir tohum filizlendi. Önceden farklı esaslar, çalışma yöntemleri, formatlar, kurallar belirleyerek denediğimiz, bazıları başlamadan biten işlerimize çok benziyordu. Az çok okumakla, yazmakla meşgul olan herkesin mutlaka aklından geçmiştir bir dergi, e-dergi ya da ona benzer içerikler üretmek. İşte ben de o gün 30eksi isimli bir yayın oluşturmaya karar verdim ve blogger sosyal medyası diyebileceğimiz “Medium” isimli sosyal ağda hesap kurarak cansuyunu verdim. Karar anına dek konuyla ilgili kafamda dolaşan düşünceler, beslendiğim kaynaklar vardı.

Birincisi; biz, Türk milliyetçileri, kendimizi yeterince anlatamıyorduk. Bu da yetmezmiş gibi milliyetçi olmayanların kafasındaki basmakalıplara, bizden olmayanın bizim için yaptığı tanımlara uymaya çalışıyorduk. Söylemlerimizi, mücadele yöntemlerimizi güncellememiz gerekliydi.

İkincisi, hemen hemen her konuyla ilgili görüşlerimiz, yayınlarımız olmalıydı. Sloganları çok değerli bulurum ama sadece sloganla olmayacağını da bilirim. Türk milliyetçisi olmayanların da ilgisini çekecek içerikler üretmeliydik. Eğer bizzat üretemiyorsam üretme potansiyeli olanları teşvik etmeliydim. Bu görüşlerimin oluşmasında Servet Avcı’nın “sivil milliyetçilik” yazıları etkili oldu.

Üçüncüsü, basılı yayınlar pek masraflıydı. İnternetin hayatımıza dahil olmasıyla sözlüğümüze girmiş “yeni medya”ya hakim olmalı ve enstrümanlarının veriminden faydalanmalıydık. Basılı yayının havası bir başkadır. Elle tutulan bir ürün almak, hele hele bunu üretmek çok değerli hissettirir; fakat harcanılan paraya, emeğe değer mi? Belki bazen. Basılı yayınların dağıtımı, geç çıkması gündem kategorisindeki yazıları bayatlatır. Okunma sayısını, oranını bilemezdin. Kapağı, görselleri güzel diye alınıp okunmadan öylece evin bir köşesinde durma ihtimali bir hayli yüksekti.

Dördüncüsü; gençlerin de bizzat yazdığı samimi bir oluşum inşa etmek gerekliydi. Tamam, yayıncılar gençlerin yazılarını bir çırpıda kestirip atmıyordu fakat hakkını da vermiyordu. Ayrıca yazılarımızı gönderecek kadar samimiyetine güvendiğimiz kaç tane oluşum vardı ki?

Gençlerin de bizzat içinde bulunduğu samimi bir oluşum inşa etme fikrini biraz keskinleştirdim ve sadece 30 yaş altı kişilerin yazdığı, sırtını kendine yaslayan bir yayın oluşturmaya karar verdim. Adından da tahmin edilebilir olmasını isteyince 30eksi ismi ortaya çıkmış oldu. Tabii buradan 30 yaş üstüne değer vermediğimiz, görüşlerini önemsemediğimiz gibi anlamlar çıkarılmamalı. Şüphesiz onların tecrübeleri çok kıymetlidir ve tecrübelerine kulak vermeliyiz. Bunun yanında; yaşça büyük bir kimseyi eleştirenlere, karşı fikir belirtenlere vurulan edepsiz gibi damgaların önünde durmalıyız. Kişinin yaşça büyük olması onun haklı olduğu anlamını taşımaz.

Bu düşüncelerden yola çıkarak kurulan 30eksi’de kısa zamanda çok güzel gelişmeler yaşandı. Ağrı’da bulunan küçük odadaki çabamı Ankara’daki yurt odamda sürdürürken bu çabaya Ankara’daki, İstanbul’daki, Kırşehir’deki, Bursa’daki, Adana’daki, Gaziantep’teki… pek çok hane ortak oldu. Okuyuculardan iyi dilekler, pek güzel ve sayıca fazla yorumlar aldık. Beşinci aya girerken şunu söylemek gurur verici: 30eksi artık bir kişinin, grubun değil; çağdaş, akılcı, eleştirel, sivil bir Türk milliyetçiliği anlayışını benimseyen herkesindir. Bu vesileyle 2020’den itibaren “30eksi.com”dan fikirlerimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı haykıracağımızı duyurmaktan memnuniyet duyarım. 1 Ocak tarihini yeni yılda yeni başlangıçlar yapmak için de seçtik ama o tarihin bizler açısından bir önemi daha var. Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun doğum günü. Onu ve bağrında yaşattıklarını unutmamaya, unutturmamaya söz vermiştik.

Bahadırhan Dinçaslan şöyle diyordu: “Ruhumuz bize her gece bugün Fırat için ne yaptın diye soracak.” Gerçekten de zaman zaman sorarım kendime; Çakıroğlu’nun bayraktarlığını yapmış, uğruna canını verdiği ideali için ne yaptın diye. Belki küçüktür, azdır, başkasına kıyasla hiçtir ama bir çabam var. Zaman zaman bu soruyu hatırlayalım diye yeni yazılarımızı Fırat Yılmaz Çakıroğlu’ya ve indinde onun “mesele”si için irili ufaklı çaba gösteren herkese ithaf ediyoruz.

Duran Dinçaslan’ın ağıdından bir dörtlükle bitirelim:

Hele dön bir bak maziye
Dayanmaz yürek sızıya
Ege’den bozkurt yolladık
Özmen ile Önkuzu’ya

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir