Avrupalı devletler güçlerini askeri, siyasi, ekonomik, diplomatik ve özellikle de kültürel hegemonya bağlamında üç yüz yıldır tüm dünyada bariz bir biçimde hissettirmektedirler. Günümüzde Avrupa kültür ve normları hemen hemen tüm ülkelerde varlığını sürdürmektedir. Bu varlığın sebepleri geçmişte gerçekleştirdikleri çeşitli savaşlar, ihtilaller, inkılaplar, icatlar, keşifler ve bunun yanı sıra en önemlisi de kültürel emperyalizmdir. Öte yandan bizim ülkemizde batının ilimde, teknikte ve medeni manada üstün olduğunu kabul süreci Lale devrinde başlamış, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde etkisini iyice hissettirmiştir. Batının çağdaş medeniyetler seviyesinde olduğu ve örnek alınarak yetişilmesi gerektiği olgusu Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte devlet politikası halini almıştır. Ancak üç yüz yıldır ne yazık ki bazı yöneticiler ve aydınlar tarafından bilinçsizce atılan adımlardan dolayı bu süreç, tıpkı batılı devlet yöneticilerinin istediği seyirde ilerlemiştir. Geldiğimiz noktada Türk milleti; kendi değerlerini, kimliğini, dilini, ahlak anlayışını, kültürünü, tam bağımsız ekonomisini kaybetmeye yüz tutmuştur.

İşte tam da bu dönemde kendimize kurtuluş reçetesi olarak baz almamız gereken eser, kurucu ve ebedi liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’dir. Atatürk bizlere, her türlü ahval ve şerait içinde dahi birinci vazifemizin, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmek olduğunu söylemiş, bu yolda muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğunu hatırlatmıştır. Bu ahval ve şerait tanımı, yalnızca doğrudan işgal anlamına gelmemektedir. Milleti millet yapan unsurlara gelmiş olan tüm zararlar Atatürk’ün ahval ve şerait tanımına dahildir. Ayrıca bilindiği üzere günümüzde müdafaa ve muhafaza etmek de sadece top, tüfek ile yapılmamaktadır. Ülkemizi korumak ve savunmak için sahip olduğumuz tüm fırsatları değerlendireceğiz, yoksa da fırsatları oluşturacağız. Velhasılıkelam bizler, 21. yüzyıl Türkiye’sinde küresel güçlerin tam manasıyla karantina altına almaya çalıştığı bir kuşak içerisinden vatana, millete, devlete hayırlı birer şahsiyet olarak çıkmak için gayret göstereceğiz. Peki nasıl?

İdeallerimiz doğrultusunda çizmiş olduğumuz yolda yürümeye başlarken iki büyük hedef koyacağız: Kişisel gelişim ve kariyer.

Somut anlamda tüm hedeflerimizi yerine getirirken insani duygularımızı asla kaybetmeyeceğiz. Kişisel gelişimimizi ikinci plana atmayacağız. Örneğin; kendi siyasi, dini,dünya görüşümüzü benimsemeyen kişilere karşı da saygılı olacağız. Hiç kimseyi ırk, renk, dil, din ve cinsiyetlerinden dolayı yargılamayacağız. Eleştiriye karşı hoşgörülü olacağız. Kutuplaştırıcı değil, birleştirici bir dil ve anlayışla insanlara yaklaşacağız. Küçüklerimize sevgi ve büyüklerimize hürmeti elden bırakmayacağız. Cesur ve özgüvenli olacağız, kabul ettiğimiz doğruları her türlü mecliste savunmaktan geri durmayacak, ancak gerektiğinde uzlaşıya da açık olacağız. Her başarısızlığın bir fırsat olduğunu, nihayetinde bizi başarıya taşıyacağını unutmayacağız. Yardıma muhtaç arkadaşlarımıza, aile bireylerimize ve vatandaşlarımıza, maddi ve manevi anlamda, elimizden geldiği kadar fedakarlık yapacak, onlara cömert davranacak, karşılığında bir iyilik beklemeyeceğiz. Alçak gönüllü olacağız, tıpkı bir buğday gibi büyüdükçe başımızı yere eğeceğiz. Hırsın yıkıcı, azmin yapıcı olduğunu bilerek hareket edeceğiz. Her zaman samimi, içten ve dürüst olacağız, olmadığımız birisi gibi davranmayacağız. Nefsimizin kölesi haline gelmeyecek, nefsimizi kölemiz yapacağız. Son kertede insanoğlu olduğumuzdan mütevellit elbette dört dörtlük olamayacağımızı kabul edeceğiz. Ancak mükemmel karakter idealinin bir yıldız gibi olduğunu, ulaşamasak da ona bakarak yönümüzü tayin edebileceğimizi aklımızdan ve yüreğimizden çıkarmayacağız.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Türk milletine, Türk vatanına layık birer yetişkin olmak gayesiyle kariyer basamaklarını tırmanırken; her alanda okuyacak, sürekli zihinsel gelişim içerisinde olacağız. İyi dinleyiciler olacağız. Zaman planlaması yapacak, yirmi dört saatin iyi yönetildiğinde ne kadar da uzun bir zaman dilimi olduğunu unutmayacağız. Kendi sektörümüzde dünyanın en iyilerinin Türkiye’den olması için gayret sarf edeceğiz. Milli kültürümüzün ve kimliğimizin yaşaması, yükselmesi için çabalayacağız. Dilin bir milletin aynası olduğunu bildiğimiz için, yerine göre kılıçtan keskin, çelikten sert, kayadan sarp, boradan hızlı, bürümcükten ince, kelebekten uçucu, çiçekten renkli, kokudan tatlı, altından parlak, sudan duru Türkçemizin tahrip edilmesine katiyyen izin vermeyecek, onu her türlü yabancı etki ve saldırıdan muhafaza edeceğiz. Tarihini bilmeyenin coğrafyalarını başkalarının çizdiği gerçeğini göz önüne alarak, tarihimizden dersler çıkaracağız. İç ve dış gündemden her daim haberdar olacağız. Hali hazırda siyasi, ekonomik ve kültürel baskınlık olarak güçlü ülkelerin politikalarını detaylamasına analiz edecek, kendi üzerimizde nasıl uygulayacağımız konusunda bize özel koşulları da dikkate alarak çözüm önerileri üreteceğiz. Kalkınmışlık seviyesinde üst sıralardaki devletlerin eğitim sistemlerini inceleyip, kendi yapı, gelenek ve şartlarımızla harmanlayıp bir an önce ülkemizde eğitim reformu başlatılması için bir şekilde elimizi taşın altına koyacağız. Sanatın, bihassa geleneksel Türk sanatının yaygınlaştırılması ve dünyaya tanıtılması için tüm yolları kullanacağız. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından birinin kopmuş olacağını unutmayacağız. Yerli teknolojimizi çok hızlı bir şekilde üretmemiz, büyük bir ödenek ayırarak kalkındırmamız gerektiği konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla görüşlerimizi her ortamda dile getireceğiz. Her alanda tüketim değil üretim toplumu haline gelebilmemiz için öncelikli bilinçli birer tüketici olacağız. Sahip olduğumuz tarım ürünlerini dışarıdan ithal olarak almamamız gerektiğini ve ülkemizde bulunan yeraltı kaynaklarından azami şekilde yararlanıp, ham madde üretimi ile birlikte kendi sanayi devrimimizi gerçekleştirebileceğimizi ve elde ettiğimiz ürünleri ihraç ettiğimizde, bunun halkımızın refah seviyesine yansıyacak olan olumlu etkisini her zaman savunacağız. Savunduklarımızın hayata geçirilmesi için tüm gücümüzle elimizden ne geliyorsa yapacağız.

Gelecek adımlarımızı tüm bu şuurla ve yaklaşımla, birbirimize sımsıkı bağlı bir şekilde attığımız sürece, nihayetinde zafere ulaşacağımıza olan inancımız tamdır. Son olarak, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe doğru durmadan ilerlemenin getirdiği gururu her zaman benliğimizde hissedeceğiz ve 21.yüzyıl Türk gençliği olarak O’nun miras niteliğindeki şu sözlerini kılavuz edineceğiz:

“Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi, en geniş, refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü,Türk milletinin karakteri yüksektir; Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”

Ahmet Çağrı AZMAN

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir